AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisinin ''duygusal konuştuğunu'' söyleyen İsrail yetkililerine, ''Eğer bir duygusallıktan, hesaptan bahsediliyorsa, bu hesabı İsrail yapıyor. Bu, şubatta yapılacak olan seçimin hesabıdır. Ben buradan Barak ve Livni'ye sesleniyorum; siz Şubatta yapacağınız seçimi bırakın, tarih sizi şu yaptıklarınızla insanlık yaşamına bir kara leke düşürdünüz diye yargılayacak'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları konusunda görüşlerini açıkladı. Bu konuda atılması gereken adımların takvimini ve
| HALKA KÜRSÜDEN GAZZE İÇİN YARDIM ÇAĞRISI Erdoğan, Ziraat Bankası Aşağı Ayrancı Şubesindeki (55555555) nolu, Türkiye Halk Bankası Bakanlıklar Şubesindeki (05000005) nolu ve Vakıflar Bankası Finans Market Şubesindeki (2055555) nolu hesaplara halkın ve işadamlarının yardımlarını, desteklerini beklediklerini söyledi. |
yol haritasını iyi belirlediklerini, derslerini iyi çalıştıklarını ve her an arkadaşlarıyla işin değerlendirmesini yaptığını belirten Erdoğan, nerede, ne gibi adımların atılacağı ve nasıl görüşmeler yapmaları gerektiği hususunu da tespit ettiklerini söyledi.
''Şu an özel temsilcim Suriye'de, bu iş için orada. Sayın Sarkozy, Beşşar Esad ve Hamas yetkilileri ile görüşmeler yapmak üzere bu sabah oraya gönderdim'' diyen Erdoğan, ''Adım adım ve an be an, bazı muhalefetlere rağmen çalışmayı yürüttüğünü'', diğer taraftan Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın dün akşam ABD'ye gittiğini, orada BM Güvenlik Konseyi daimi ve geçici üyeleriyle görüşmeler yapacağını kaydetti. Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bütün bu sıkı markaj, bütün bu hassasiyetler, buradan geliyor. Onun için bırakalım birbirimize laf atmayı... Gün, birlik günüdür, beraberlik günüdür. Gün, Gazze'deki kardeşlerimizin yanında yer almak günüdür. Buna dikkat edelim. Yoksa, birbirimize böyle kurusıkı atmak suretiyle bir şey elde edemeyiz. Biz şu anda elimizden geleni yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Bundan en ufak bir sapma olmayacak. Bize atılması gereken adımlar noktasında, bize aklıselim ile oturup kalkanların getirip söylediği bir şey varsa, onu da müzakere eder, konuşuruz, istifade edeceğimiz konularda da kesinlikle onlara uyarız. O adımları da biz atarız. Bu konuda da en ufak bir geri adım atma olmaz. Çünkü bizim siyasi hesabımız yok. Ortada bir zulüm var, bu zulme karşı biz zalimlerin yanında olamayız.''
-''DUYGUSAL KONUŞMUYORUM''-
İsrail'in ''Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı duygusal konuşuyor'' sözlerine de yanıt veren Erdoğan, şunları kaydetti:
''Hayır, ben duygusal konuşmuyorum. Eğer benim duygusallığım varsa, Gazze'deki kardeşlerime yöneliktir. Olayı kılı kırk yararak, düşünerek konuşuyorum, akılla, bilgiyle, tecrübeyle konuşuyorum. Eğer bir duygusallıktan, hesaptan bahsediliyorsa, bu hesabı bu anda İsrail yapıyor. Bu ne hesabıdır? Şubatta yapılacak olan seçim hesabıdır. Ben buradan Ehud Barak'a, Livni'ye sesleniyorum; Siz Şubat ayında yapacağınız seçimi bırakın, tarih sizi şu yaptıklarınızla insanlık yaşamına bir kara leke düşürdünüz diye yargılayacak. Biz, dedeleriniz, ecdadınız kovulduğu zaman, sizi kalkıp da bu topraklarda ağırlayan, bu topraklarda misafir eden Osmanlı'nın torunları olarak konuşuyoruz. Her zaman mazlumun yanında olduk, bugün de yanındayız, yarın da yanında olacağız ve bundan kimsenin endişesi olmasın.
Gazze'de devam eden saldırıların insanlık tarihine leke olarak geçeceğini söyledim. İnsanları tarihte derin acılar yaşayan bir devletten beklenen, insanlık yaşamına özellikle herkesten daha çok saygı duyması gerekirken, bunları yapmış olması gerçekten affedilir bir şey değil. İnsan hayatının özellikle çocukların, kadınların, yaşlıların hayatının ne kadar değerli, ne kadar kutsal olduğunu, hakkın, hukukun, birlikte yaşama kültürünün ne kadar mühim olduğunu en çok da tarihte acı günler yaşamış olan bu milletin bilmesi gerektiğine inanıyoruz. Nitekim, dünyanın birçok bölgesinde yaşamış olan veya yaşayan Yahudiler de yaşanan gelişmelere karşı duydukları üzüntü ve kaygıyı dile getiriyorlar. İsrail'de de ayaklananlar var. Orada da rahatsız olanlar var. Ama bunlara tabii kulakları sağır olan bir yönetim var.''
-''NASIL TEPKİ GÖSTERİLMESİN Kİ...''-
Meseleye sadece insani hassasiyetle bakan bir çok kesimin haklı bir tepki gösterdiğini, bu çerçevede Türkiye'nin birçok ilinde yapılan gösterilerin, mitinglerin toplumun duyarlılığını ortaya koyduğunu anlatan Erdoğan, bu duyarlılığı kimsenin gözardı edemeyeceğini vurguladı.
''Nasıl tepki gösterilmesin ki? Filistin meselesi kanayan bir yara olarak gündemimizde ön sıralardaki yerini koruyor'' diyen Erdoğan, iki yıldan beri Gazze'nin abluka altında tutulduğunu, giriş ve çıkışların engellendiğini, ekmek, gıda, giyecek ve ilaç sevkıyatına izin verilmediği, ''Gazze halkının tam iki yıldan beri dünyanın en büyük açık hava hapishanesinde adeta bir toplama kampında kendi kaderlerine terk edildiğini'' söyledi.
Bölgeyi gören, ''Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak, Ramallah sınır kapısında arabasının içinde yarım saat bekletilmiş bir başbakan'' olarak konuştuğunu belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunu yapan kim? İsrail... Şimdi bu İsrail hala kalkıp diplomasiden bahsediyor, hala demokrasiden bahsediyor. Ne demokrasisi? Dostluk vesaire bütün bunlara rağmen açık konuşuyorum, bizler 'İsrail-Suriye arasında bir endirekt acaba bir arabuluculuk yapılabilir mi?' diye talepler geldiğinde buna olumlu baktık. Ama Pazartesi günü, bütçe görüşmelerinin olduğu haftanın pazartesi günü (22 Aralık), biz burada Olmert'i kabul ettik. Biliyorsunuz bazı yayın organları, siyasiler bunu da konuştular. Güya, gelmişler bizden izin almışlar, görüşmüşler, ondan sonra da gidip Cumartesi günü (27 Aralık) harekatı yapmışlar.
Bizimle; İsrail-Suriye ilişkilerinin beşinci raundunu görüşmeye geldiler ve biz bu beşinci raundu görüştük. Kendileri ve Suriye ile o akşam, bir mutabakat metni üzerinde sürekli bir telefon diplomasisiyle ne yapılabilir, bunu görüştük. Yaklaşık 6 saat hem burayla (İsrail), hem de Sayın Beşşar Esad ve Dışişleri bakanları ile arkadaşlarımız görüşmeler yapıyordu. Olay geldi geldi, bir-iki kelimede takıldı. Dedik ki 'hafta sonuna kadar bu çalışmaları devam ettirin, burada da bir mutabakat sağlayıp, neticeye varalım.' Tabi biz, İsrail Başbakanı'nın cuma günü için bize dönüşünü beklerken, maalesef biz Cumartesi günü bütçe müzakerelerindeyken saat 11.30'da İsrail uçaklarının ne yazık ki Gazze'yi bombaladığını duyduk. Bunu da Türkiye'ye bir saygısızlık olarak da görüyoruz.
Tüm bu olumsuzluklara ilave olarak hala kalkıp da duygusallık olarak bu süreci değerlendirme gayreti içine giriyorlar. 550 insanını öldürülmesi, 2 binin üzerinde insanın şu anda yaralı olarak, gerek Gazze ve gerek Gazze dışında tedavi ediliyor olmaları, bunların içinde daha ne kadarı ölecek onu bilmiyoruz. Hiçbir gerekçe, böyle bir vahşeti insanlık vicdanında meşrulaştırma yolu olabilir mi? Pazar yerlerine, ambulanslara, hastanelere, okullara, camilere, masum sivillerin yaşadığı evlere fırlatılan bombaların bir izahı var mı? Olabilir mi? Suyu, elektriği, ekmeği, ilacı esirgenen insanların üzerlerine ölüm yağdırarak neyi çözebilirsiniz?''
-''ORTADOĞU SON 100 YILDIR BARIŞA HİÇ BU KADAR YAKIN OLMAMIŞTI''
Filistin'de yaşayan insanların da en azından diğerleri kadar değerli ve yaşama hakkına sahip olduğuna işaret eden Erdoğan, ''İnsan hayatını hiçe sayan bir anlayış, ancak bir insanlık ayıbı olarak görülebilir. Bu şekilde ancak kin ve nefret tohumları geleceğe dönük olarak ekilebilir. İsrail bu gerçeği görmeli ve bir an önce saldırılara son vermelidir. bu şekilde hiçbir sorun çözülmez, barış süreci ciddi yara alır, sorunlar daha da ağırlaşır'' dedi.
Saldırılarla, ''insanlığın ortak vicdanında onarılması zor bir yara açıldığını'' vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Şu noktanın altını özellikle çizmek istiyorum; Ortadoğu son 100 yıldır barışa hiç bu kadar yakın olmamıştı. Suriye ile İsrail arasında, bizim de girişimlerimizle bir diyalog başlatıldı. Mısır ile İsrail arasında diyalog gelişiyordu. Lübnan, kendi iç meselelerini halletme yolunda önemli adımlar atmıştı. Özellikle Filistin ile İsrail arasında, bizim de katkılarımızla barışa dönük adımlar atılmış, Annapolis süreci başlatılmış ve önemli umut ışığı doğmuştu. Ama barışa bu kadar yakın olduğumuz bir anda başlayan bu saldırılar, barış umutlarını bir kez daha ne yazık ki kararttı.
Türkiye olarak her zaman Filistin'in yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Filistin ile bizim, tarihi, kültürel bağlarımız var, her şeyden önemlisi gönül bağımız var. Millet olarak yediğimizden, giydiğimizden, kazandığımızdan fedakarlık ettik ve Filistinli kardeşlerimizin her zaman yanında olduk. Sadece yardım etmekle kalmadık, bölgenin bir an önce huzura, refaha, istikrara kavuşması için sorunların başladığı ilk günden itibaren devrede olduk. Şu hususu herkes iyi anlamalıdır; Filistin meselesi, sadece Filistin'in ve Filistinlilerin meselesi değil, sadece Arapların, Müslümanların ve Ortadoğu coğrafyasının da meselesi değildir, olmamıştır. Filistin'de kalıcı barışın sağlanması, elbette Ortadoğu'da kalıcı barış ve istikrar için öncelikli şarttır. Ancak bugün Filistinli'lerin maruz kalığı sıkıntılar, tüm insanlığın meselesi olarak görülmelidir.''
Erdoğan, TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın, Gazze'ye yönelik olarak sadece milletvekillerini kapsayan bir yardım kampanyası başlattığını belirterek, buna milletvekillerinin katılacağını, kendilerinin de AK Parti Grubu olarak bu kampanyada en iyi ve en güçlü şekilde yerlerini alacaklarını söyledi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ortadoğu'yu barış havzası olarak görmek istediklerini belirterek, ''Hamas'ın da hataları olmuştur, doğrudur. Ancak, hatalar üzerine bir vahşeti sergileyemezsiniz'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Filistin'e, Başbakanlık acil yardım hesaplarından yardımlar yaptıklarını ve yapmaya da devam edeceklerini söyledi.
Ziraat Bankası Aşağı Ayrancı Şubesindeki (55555555) nolu, Türkiye Halk Bankası Bakanlıklar Şubesindeki (05000005) nolu ve Vakıflar Bankası Finans Market Şubesindeki (2055555) nolu hesaplara halkın ve işadamlarının yardımlarını, desteklerini beklediklerini ifade eden Erdoğan, ''Biz, bu ve benzeri olayların, trajedilerin yaşanmaması için, medeniyetler ittifakı çalışmalarına önem verdik'' diye konuştu.
''Dünya üzerinde yeniden katliamlar yaşanmasın, kan ve gözyaşı son bulsun. Medeniyetler, mezhepler, kültürler, dinler birbiriyle çatışmasın; tam tersine, birbirini anlamaya, dinlemeye çalışsın dedik'' görüşünü dile getiren Erdoğan, dünyada yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen umutlarını kaybetmediklerini ifade etti.
Başbakan Erdoğan, her şeye rağmen, Ortadoğu'da barışın mümkün olduğuna inanmak istediklerine işaret ederek, bu konuda BM, AB, ABD ve İslam Konferansı Örgütüne önemli görevler düştüğünü bildirdi. Erdoğan, ''Gürcistan konusunda devreye giren uluslararası kuruluşlar, acaba bu konuda niçin susuyorlar veya söylem düzeyinde geçiştirmekle yetiniyorlar?'' diye sordu.
-''NİÇİN SUSUYORSUNUZ?''-
Uluslararası İnsan Hakları Derneğine ve uluslararası mağdur çocuklarla ilgili kurulmuş sivil toplum örgütlerine, ''Niçin susuyorsunuz?'' diye seslenen Erdoğan, şunları söyledi:
''Bu soruların cevabını duymadığımız zaman, bizim bu uluslararası sivil toplum örgütlerine olan inancımız da zedeleniyor. Ve o zaman inanmakta zorlanıyoruz. O zaman başka hesaplar var. Bunun adı, 'çifte standart' demiyorum, çoklu standarttır. Evrensel değerleri ayakta tutabilmemizin birinci şartı, bu çoklu standarttan kaçınmak, dürüst ve adil bir tutum içinde olmaktır. 25 Ocak 2006'da Filistin'de seçim yapıldı. Ortadoğu tarihinde, en demokratik ve şeffaf seçimlerden biri, Filistin'de gerçekleşti. Filistin halkı hür iradesiyle iktidarda görmek istediklerini seçti. Seçime giderken kimse de bir ses yok. ABD'de, AB'de, AGİT'de ses yok. Ama seçim yapıldıktan sonra istedikleri iktidar olamayınca, 'bunları nasıl çalıştırmayız, işbaşından alıkoyarız' diye engelleme çalışmaları başladı. Hakları olan vergi paylarını vermemeye başladılar. Bunu kim yaptı? İsrail. Bunlar kendilerine söylendiği zaman, kırk dereden kırk türlü su getirdiler.
Biz Ortadoğu'yu barış havzası olarak görmek istiyoruz. Bunu kendilerine söyledik. Gerek doğrudan tarafları, gerekse uluslararası camiayı, Filistin'de demokratik seçimlerin ortaya çıkardığı tabloyu doğru okumaya, sorumluluk bilinci içinde hareket ederek, bu tabloyu barış için bir fırsata dönüştürmeye davet ediyorum. Yeni yönetime fırsat verilmesinin, tüm tarafları demokratik bir sürece çekeceğini ve bundan Filistin'in de İsrail'in de bölgenin de kazançlı çıkacağını beyan ettim. Hamas'ın da hataları olmuştur, doğrudur. Ancak, hatalar üzerine bir vahşeti sergileyemezsiniz, Demokratik sürecin bir geçiş noktası vardır.''
-TÜRKİYE'DEN FİLİSTİN'E YARDIMLAR-
Başbakan Erdoğan, Lübnan krizinde Türkiye'nin girişimleri olduğunu, Suriye-İsrail, Filistin-İsrail görüşmelerinde arabuluculuk yaptıklarını belirtti.
TİKA aracılığıyla Ramallah'ta açılan ofisten, Filistin halkına altyapı, okul, sağlık gibi konularda yardımlar yaptıklarını dile getiren Erdoğan, ayrıca TİKA ve Kızılay ile Filistin'e yardımlar götürdüklerini bildirdi.
Başbakan Erdoğan, Filistin'de Hamas iktidarı sonrasında ortaya çıkan bölünmüşlüğü gidermek için girişimde bulunduklarını, Ortadoğu'da diplomasinin, diyaloğun egemen olması için yoğun çaba sarfettiklerini ifade etti.
Sorunun çözümünde kilit role sahip ülkeler nezdinde neler yapılabileceğini, hangi adımların atılabileceğini konuştuklarını anlatan Erdoğan, ''Özellikle soruna zemin hazırlayan bu ülkeler arasındaki diyalogsuzluğun giderilmesinde çaba harcadık'' dedi.
Erdoğan, İsrail saldırılarının barış çabalarına ciddi bir darbe vurmaya devam ettiğini vurgulayarak, dünya kamuoyunu, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı daha duyarlı olmaya çağırdı.
TÜRKİYE'DEKİ GELİŞMELER
''TRT 6'NIN KÜRTÇE YAYINA BAŞLAMASINI, DEVLETİN HALKIYLA BÜTÜNLEŞMESİ VE HALKINA ULAŞMASI NOKTASINDA ÇOK ÖNEMLİ BİR AÇILIM OLARAK GÖRÜYORUM''
AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TRT 6'nın Kürtçe yayına başlamasını, devletin halkıyla bütünleşmesi ve halkına ulaşması noktasında çok önemli bir açılım olarak gördüğünü belirterek, ''TRT'nin Kürtçe kanalı, barış ve huzuru besleyecek; ayrımcı, dışlayıcı değil, birleştirici olacaktır'' dedi.
Erdoğan, ülke genelinde yapılan yatırımları ve TRT 6'nın Kürtçe yayınını anlattı.
GAP, KOP, DAP projeleriyle ilgili attıkları adımlar dışında, iktidarları döneminde 8,5 milyar liralık yatırım yaptıklarını ifade eden Erdoğan, toplamda ise 10 milyar liralık yatırımı aştıklarını söyledi.
Başbakan Erdoğan, Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinde yılların getirdiği bir ihmal olduğunu dile getirerek, yaptıklarıyla, doğu-batı ayırımını gidermeye çalıştıklarını kaydetti. Erdoğan, ''(Bölge insanımızın kendisini yalnız, terk edilmiş, ötelenmiş hissetmesine müsaade etmeyiz) dedik ve bu yönde önemli mesafeler aldık'' dedi.
Hiçbir zaman, kimlik siyaseti yapmadıklarını ve kültürel anlamda siyaset yarışı içine girmediklerini, olayı genel anlamda ele aldıklarını ve yollarına böyle devam ettiklerini anlatan Erdoğan, 6 yılda yaptıklarını anlatmayacağını, ancak attıkları son adımlardan birisinin, TRT 6'nın Kürtçe yayına başlaması olduğunu söyledi.
-''KÜRT KÖKENLİLERİN AİDİYET BAĞLARINI GÜÇLENDİRECEKTİR''-
Başbakan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
''TRT 6'nın Kürtçe yayına başlamasını çok önemli bir açılım olarak görüyorum. En azından devletin halkıyla bütünleşmesi ve halkına ulaşması noktasında çok önemli bir açılım olarak görüyorum. Bugüne kadar olan gecikmeyi de büyük bir eksiklik olarak görüyorum. Eğer sizler ürkek, korku toplumu meydana getirirseniz; bu süreç, bu zamana kadar uzar, durur. Demokrasi dairesi geniştir, bu dairede herkesin kendini ifade etme hak ve imkanı vardır. Kürtçe yayın da bunun en güzel örneklerinden biridir. TRT'nin Kürtçe yayın kanalı, Kürt kökenli vatandaşlarımızın aidiyet bağlarını inanıyorum ki daha da güçlendirecektir.
Etnik kökenimiz, inancımız, yaşam biçimlerimiz farklı olabilir. Unutmamamız gereken bir şey var. Bizi birleştiren çok güçlü ortak değerlerimiz var. Bunların başında da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı gelir. Bizi birbirimize bağlayan değerlerimiz, ırk ya da kan bağından çok daha üstün, çok daha sağlam bir bağdır. Onun için farklılıklarımızdan korkmaya gerek yok. Ortak bağlarımız daha çoktur, daha sağlamdır. Farklılıklarımızı zenginlik olarak görmek ve yaşamak bizi birbirimizden uzaklaştırmaz. Tam aksine daha da yakınlaştırır, bizi bölmez, daha da birleştirir, birbirimize daha çok bağlar. Bizi zayıflatmaz, daha da güçlendirir.
TRT 6, Kürtçe yayınlarında, inanıyorum ki milletimiz için birlik, bütünlük, kardeşlik mesajlarını taşımak suretiyle bu alanda çok büyük bir işlev görecektir. Demokrasinin özgür sesi olarak, insani değerleri yüceltecek, barış ve huzuru besleyecek; ayrımcı, dışlayıcı değil, birleştirici olacaktır. Demokrasimizin gelişmesine, derinleşmesine katkıda bulunacaktır.''
Başbakan Erdoğan, kanalın açılışında Kürtçe türkü söyleyen AK Parti Van Milletvekili Gülşen Orhan'a da teşekkür etti.
-''TRT'NİN KÜRTÇE YAYINI, BİZE YAKIŞMIŞTIR''-
Başbakan Erdoğan, TRT 6'nın, sadece Türkiye'ye değil, komşu ülkelere de yayın yapacak olmasının, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artıracağını söyledi.
Bu yayınların, barış ve istikrar için gösterilen çabaları ve aktif dış politikayı ciddi bir şekilde destekleyeceğini dile getiren Erdoğan, ''TRT'nin Kürtçe yayını, büyük bir devlet ve kendine güvenen bir millet olarak, bize ve demokrasimize yakışmıştır, hayırlı olsun'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TRT'nin Kürtçe yayınından rahatsız olan bir parti liderinin, bu durumu eleştirdiğini ifade ederek, ''Diyor ki 'devlet etnik kör olmalı.' İşte bunların devletten anladığı budur. Bu zihniyet, yıllar boyunca demokrasiyi de kör, topal, sağır bırakan zihniyettir. Dünyada radyo, televizyon yayıncılığı alıp başını gittiğinde, vatandaşımızı tek kanala mahkum etti bu zihniyet'' diye konuştu.
-''NAZIM HİKMET'İ TEKRAR VATANDAŞLIĞA ALMAK DA BİZE DÜŞTÜ''-
BBC'nin 33 ayrı dilde yayın yaptığını, TRT web sitesinin de geçen kasım ayında 33 ayrı dilde yayına başladığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
''Şimdi Kürtçe'yi bunun dışında mı tutalım? Siz o boşluğu dolduramazsanız, doldurmazsanız, o ihtiyacı karşılamazsanız... İşte gördük, başkaları dolduruyor ve karşılıyor. Oradan bölücü ve ayırımcı yayınlar yapılıyor. İşte böyle kör ve şaşı bakışların yol açtığı yanlışları düzeltmek de bize düşüyor, biz de bu görevi yaptık. Nazım Hikmet'in haksız yere vatandaşlıktan çıkartılması kararının düzeltilmesinin de bize düştüğü gibi... Sene 1951 vatandaşlıktan çıkarıldı, sene 2008 iadeyi itibarla tekrar vatandaşlığa almak da bize düştü, bunu da biz hallettik. Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırılan vatandaşlığını, yine Bakanlar Kurulu kararıyla iade ettik.
Şunu artık herkesin görmesi, bilmesi, anlaması gerekiyor. Bu devlet, milleti için vardır. Bunun dışında bir anlayışa saparsanız, işte oradan demokrasi, insan hakkı, devlet-millet kaynaşması çıkmaz. Oradan, refah da huzur da kalkınma da çıkmaz. Biz, millet olarak bunu defalarca tecrübe ettik. Ne diyoruz, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın.' Devleti insanın önüne geçirerek, milletin üzerinde görerek, millete karşı kör, sağır hale getirerek Türkiye hiç bir yere gidemez. Bundan daha büyük yanlış yoktur. 'Siz 70 milyonun hakkını, Kürtçe televizyona veremezsiniz' diyen anlayışa şunu söylüyorum: Bu 70 milyonun içinde, vergisini veren benim Kürt kökenli vatandaşlarım da var. İşte bunlar, bu işten bu kadar uzak. Biz milletimize sırtını dönenlerden; milletimize karşı kör, sağır, dilsiz asla olmadık, bundan sonra da olmayacağız.
İstanbul'un ve Türkiye'nin 149 yıllık hayali Marmaray'a hangi hassasiyetle yaklaşıyorsak, Muş'un, Bingöl'ün, Van'ın, Hakkari'nin bir köyünün meselesine de aynı hassasiyetle yaklaşıyoruz. Konya, Çankırı, Antalya ve İzmir'in meselelerine nasıl yaklaşıyorsak, 81 ilimizin meselelerine aynı duyarlılıkla yaklaşıyoruz. Eksikler var ama onlar da telafi edilecek.''
NAZIM HİKMET'E İADEİ İTİBAR
Nazım Hikmet'in vatandaşlığa geri döndürülmesi gibi. 1951 yılındaki yapılan bir yanlışı da düzeltmek bize kaldı. Devlet vatandaşı için vardır. Bunun dışına saparsanız devlet millet anlayışı ve demokrasi çıkmaz. Biz bunun için insanı yaşat ki devlet yaşasın diyoruz. Devlet milleti için insanı için vardır.
70 milyonun vergisini Kürtçe TV için akıtamazsınız diyenlere buradan cevap vermek istiyorum. Bu 70 milyanun içinde vergisini verenler arasında Kürt kardeşlerim de var. Biz millete karşı kör, sağır, dilsiz olmadık.
Biz tarihi İstanbul'a Marmara'ya da bu anlayışla bakıyoruz. Antalya'ya da aynı anlayışla bakıyoruz. Biz her soruna her kesime aynı mesafedeyiz. Antalya'da 112'inci adalet sarayını açtık. Eğitim, sağlık, adalet... Bunların bize maliyeti 1 katrilyonu aştı. Artık geciken adaleti değil anında verilen bir adalet anlayışını adalet camiası da yerine getirecektir. Yargıda fiziki iyileştirmelerimiz sürecek. Antalya'da belediyemiz CHP döneminin 10 katını yaptık. Antalya'ya gelen turist sayısı bizim dönemimizde katlandı.
Bulanık sahillerin yerini mavi bayraklı sahiller aldı. Belediyecelik bu... Her türkü turzmi geliştirecek. Ta Sarıkamış bile turizm merkezine dönüşecek. ne dedik yola çıkarken. Durmak yok yola devam. her ili kendi zenginlik ve kendi potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.
29 MART YEREL SEÇİMLERİ
8 büyükşehirde adayımızı açıkladık. Adaylarımızı açıklamaya devam ediyoruz. Tam bir demokratik Bu partide lider sultası arayanlar boşuna ararlar. Bizim birilerine koltuk dağıtmak gibi bir durumumuz yok. Biz yerel yönetimleri demokrasinin beşiği olarak görüyoruz.
Medyada bazı haberler yer alıyor. Falanca adayın adı geç açıklanmış. Hiç bir adayımız geç açıklanmıyor. Partimiz gerekli değerlendirmeyi bitirince adayını açıklıyor. Birileri bekliyor diye aday açıklayamayız. Biz ne medyanın ne de diğer siyasi partinin takvimini dikkate alıyoruz. AK Parti'nin bir takvimi var. Ben cebimde bir liste ile dolşamıyor. Bizim listelerimizi milletimiz belirliyor. Bu parti milletin partisidir. Adayını da millet belirleyecektir. Bizim yaklaşımımız bu. Parti içi mekanizmaları işletiyoruz. Milletin mekanizmasını işletiyoruz. Her şehrimizi bir cazime merkezine dönüştürmek bizim görevimiz. Elbette kılı kırk yaracağız.
9 il dışında anket sonuçları geldi. En geç 15 Ocak'ta adaylarımızı açıklayacağız. kazanmak için mücadele edeceğiz. Ancak kazanmak için her yolu mübah saymayacağız. Biz insanlarımızı kazanmak istiyoruz. Yeni yatırımlar için yola çıktık. Adaylarımız milletimizin hassasiyetlerinden uzak olmayacak. Benim her bir başkanımın telefonu 24 saat açık olacak. Hizmet halkın gönlünü kazanmak esastır. Alt yapı üst yapı her şey yapmak önemli. Halka tepeden bakamazsınız. Önce başkanım halkıyla barışık olcak. Teşkilatı ve vekilleri ile barışık olacak.
kapı kapı dolaşacaksın. Halkın sorunlarıyla ilgileneceksin. Kömür dağıtıyor erzak dağıtıyor diyecekler. Tabi dağıtacaksın. Takma kafana... Sen şehrül eminsin tabi dağıtacaksın. Tabi onların eksiklerini gidereceksin. Şimdi CHP aynı şeyleri söylemeye başladı. Biz bu ülkeyi bugünden çok daha kötü durumda devraldık. Şimdi onlar bizim yolumuza geliyorlar. Bu işin yolu budur.
İsrail basını Türkiye'yi böyle suçladı
Ankara’nın, Gazze saldırısına yönelik sert eleştirilerine, İsrail’de artan bir tepki gösteriliyor. Jerusalem Post gazetesi, başyazısında Türk hükümetini böyle suçladı.

Ankara’nın, Gazze saldırısına yönelik sert eleştirilerine, İsrail’de artan bir tepki gösteriliyor. Jerusalem Post gazetesi, başyazısında Türk hükümetini Hamas lehinde “taraf” tutmakla suçlarken, Türkiye’nin aynı tür söylemlerde ısrar etmesi halinde sonraki İsrail hükümetinin barış görüşmelerinde Türkiye’yi “arabulucu” olarak kabul etmemesini, Ankara’daki İsrail Büyükelçisinin istişareler için merkeze çağrılmasını istedi.
Ankara’nın İsrail’in Gazze saldırısına yönelik sert eleştirilerine, İsrail’de artan bir tepki gösteriliyor. Jerusalem Post gazetesi, Türk hükümetini Hamas lehinde “taraf” tutmakla suçlarken Türkiye’nin aynı tür söylemlerde ısrar etmesi halinde sonraki İsrail hükümetinin Türkiye’yi barış görüşmelerinde “aracı” olarak kabul etmemesini, Ankara’daki İsrail Büyükelçisinin istişareler için merkeze çağrılmasını istedi.
Jerusalem Post gazetesi, başyazısında İsrail’in kurucularının, Yahudi devletin, Araplarla görüş ayrılıkları olan İran ve Türkiye ile gayri resmi bir ittifak içinde olabileceği konusunda çok umutlu olduklarını belirterek, İsrail’in yıllarca petrolünün çoğunun İran’dan sağladığını, Türkiye’nin de 1949 yılında İsrail’i tanıyan ilk Müslüman devleti olduğunu kaydetti.
Gazete ayrıca Türkiye’nin Arap Birliği’ne “meydan okuyarak” 1996 yılında İsrail ile askeri işbirliği anlaşmasına imzaladığına dikkat çekti.
“AKP DÖNEMİNDE İSRAİL’E YAKLAŞIM ILIKLAŞTI”
AKP’nin iktidara geldiğinde İsrail ile bağları koruyacağını bildirdiğini de anımsatan gazete, “Bunu yaptı ancak AKP dönemindeki yaklaşım, kesinlikle ılıklaştı. Örneğin, 2003-2005 dönemindeki Filistinli intifada sırasında Erdoğan, önerilen su anlaşmasına engel oldu ve geçici olarak İsrail’deki büyükelçiyi geri çağırdı” yorumunu yaptı.
İsrailli gazete, Hamas’ın 2006 seçimlerini kazanmasının ardından Türkiye’nin Batı’nın politikasından ayrılarak Hamas lideri Halit Meşal’ı Ankara’da kabul ettiğini belirtirken, Şam ile ilişkilerini onarmış olan Türkiye’nin de 2007 yılında Suriye nükleer tesisinin bombalanmasını ve İsrail’in “iddia edilen” Türk hava sahasında uçuşlarını protesto ettiğini kaydetti.
Geçen yılda da İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın, İstanbul’da ağırlandığını, Türkiye ile İran arasında halen “yakın siyasi ve ekonomik” bağlarının bulunduğunu belirten gazete, “Türkiye’nin net bir biçimde Batı alandan kaymasına karşın Olmert hükümeti, Ankara’nın Şam ile barış görüşmelerinde aracılık yapma önerisini kabul etti” diye yazdı.
“İSRAİL’İ ZİYARET ETMEKTEN KAÇINDI”
İsrail’in Hamas’a karşı Gazze’de operasyon başlattığı günden bu yana Türkiye’nin hem hükümetinin, hem de halkının “İslamcılar”a destek çıktığını savunan gazete, Türkiye’de yapılan protesto gösterilerine dikkat çekti.
Yazıda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “operasyonları, başlar başlamaz, durdurmaya çalıştığı” belirtilirken Erdoğan’ın Ortadoğu’ya yaptığı gezi sırasında İsrail’i ziyaret etmekten “kaçındığı”nı da öne sürdü. Erdoğan’ın İsrail’e yönelik son sert eleştirilerine de dikkat çeken gazete, ”Erdoğan, Hamas’ın Gazze’de iktidarı eline geçirmesinden bu yana yaptıklarında hiçbir yanlışlık görmüyor” yorumunu yaptı.
“ANKARA, BMGK’NDE HAMAS’IN KANALI OLMAYA SÖZ VERİYOR”
Jerusalem Post, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde geçici bir üyeliği yeni üstlendiğine işaret ettikten sonra şöyle devam etti:
“Ankara, Hamas’ın BM’deki kanalını olmaya söz veriyor. Hamas’ın ateş kes koşullarını Konsey’e iletmeyi önerdi. Erdoğan ayrıca, El Fetih ile Hamas’ı biraraya getirmek için çaba gösteriyor, böyle bir barışma ile daha az uzlaşmaz veya İsrail ile birlikte yaşamaya bağlılığı da içeren bir politika üretilmesi pek olası olmasa da.
Her şeyi göz önünde tutulursa Türkiye’nin insan hakları konusunda İsraillilere ders verme hakkını kazandığına pek ikna olmadık. Dünyada dikkatler Gazze’ye odaklanırken Türk jetleri Kuzey Irak’ı bombalıyordu. Yıllar içinde radikal PKK’nın Türkiye’den özerklik kampanyasını sürdürürken on binlerce sivil öldürüldü. Irak’daki Kürt sivilleri, Ankara’nın hava gücünün PKK aktivitesinin olmadığı, sivil bölgeleri vurduğu şikayetinde bulunuyor.”
Jerusalem Post, Türkiye’nin gelecekteki aracılık çabalarına ilişkin olarak da “Sonraki İsrail hükümeti, dolaylı olsa da bizim yok edilmemizden söz eden bir ülkeyi arabulucu olarak kabul edebileceğini tartmalıdır. Bu arada eğer Türkiye tek taraflı İsrail karşıtı söylemde ısrar ederse, Dışişleri Bakahnlığı, Ankara’daki büyükelçimizi istişareler için geri çağırmayı düşünmelidir” diye yazdı.
Gazete, başyazısına son verirken de “Türkiye, Doğu ile Batı arasındaki bir köprü olmak ile İran, Hizbullah ve Hamas’ın öncülük yaptığı, çıkış yolu olmayan tarzdaki İslamcı politikalar için sözcülük yapmak arasında bir seçim yapmalıdır” ifadesi kullandı.